Antropoloji nedir?

Zamanımızdaki insanı ve fosilleşmiş insan iskeletlerini sistemli, mukayeseli yollarla ve fiziki görünüşlerinin her cephesi ile inceleyen bilim dalı. Bu bilim dalı ile uğraşan kimseye antropolog denirantropoloji

Antropoloji, insanı somatik yani beden bakımından ele almıştır. İnsanın kültür bakımından incelenmesini etnolojiye, geçmişte yaşamış topluluklar açısından incelenmesini ise, tarih öncesi bilimlerine bırakmıştır. İnsanlar, dil, din, ırk ve kültür bakımından farklı oldukları gibi; renk, kafatası, göz, yüz, burun, dudak, diş, saç ve vücut şekli bakımından ve ayrıca, çekiklik ve göz kapak kıvrımlarına göre de farklılık gösterir.

Dünyadaki çeşitli ırk ve milletlerin kendilerine has morfolojik yapıları birbirlerinden farklıdır. Hatta biyolojik bakımdan bile (kan grupları gibi) farklılık gösterirler. Bazı millet ve ırklar birbirleriyle karışarak eski özelliklerinden bir kısmını kaybetmişlerdir.

Antropoloji mütehassıslarından bazıları, eski çağlardan kalma insan iskeletleri ile maymun iskeletleri arasındaki kısmi benzerliğe bakarak, insan ile maymun arasında ırsi bir münasebet kurmağa çalışmışlarsa da, ilmi bir delil ve senet gösterememişler ve nazariyelerini isbat edememişlerdir. Hücredeki dna moleküllerinin yapısı, gösterdiği faaliyetler, mesela, bir insanın parmak izinden göz rengine, sesinden saçına kadar bütün bilgilerin DNA’larda; bir elektronik beyne bilgi kaydeder gibi kodlanmış olmasının anlaşılmış olması, insanın yapısının nazariyeler ile çözülemiyeceğini göstermektedir. İskelet yapısı bakımından insana en çok benzeyen hayvanın maymun olduğu Marifetname’de ve İbn-i Haldun Tarihi mukaddimesinde de yazılıdır. Fakat hiç bir zaman bir türün değişerek, diğer türe dönüşmesi görülmemiştir.

Hayvanlarda insandaki gibi insani ruh ve aklın bulunmaması, insanla hayvan arasındaki pek çok farkların esasını teşkil etmesine rağmen, materyalist (maddeci, inkarcı) düşünce mensubu bazı felsefecilerin insanın maymundan geldiği nazariyesini (görüşünü) kesin ve isbatlanmış bir gerçek imiş gibi kabul etmeleri ve yoğun propagandaları, ilmi kabul edilmemiş ve her devirde reddedilmiştir. Buradaki incelik; nazariye (görüş) ile hakiki ilim arasındaki farktadır. Nazariye ile ilim ayrı şeylerdir. Nazariyenin ilmi hüviyet kazanabilmesi için, isbat şarttır. Bu güne kadar insanın maymundan veya mevcut maymunların insandan geldiğini ispatlayan hiçbir ilmi delil ortaya konmamıştır. Aksine; ilmi gelişmelerin tamamı, Kur’an-ı kerim’in bütün insanların ilk ceddinin Adem aleyhisselam olduğunu bildiren hükmünü tasdik etmektedir. (Bkz. Darvinizm)

Sözlükte "antropoloji" ne demek?

İnsanbilim.

Antropoloji kelimesinin ingilizcesi

n. anthropology, study of the development of the human race
Köken: Fransızca

Antropoloji nedir? (Felsefe)

İnsanı konu edinen öğreti.

1) Doğa bilimsel-tıbbi antropoloji: İnsanın ve çeşitli insan ırklarının beden yapısını, ortaya çıkışının, değişimini ve gelişimini araştıran bilim dalı için kullanılan tanım.

2) Kültürel antropoloji: İngiliz ve Fransız dillerinde, belirli halkların kendi içlerindeki etnik, sosyo-psikolojik ve kültürel vb. düzeylerdeki bağlanıldıklarını inceleyen araştırmaların tümü için kullanılan tanım.

3) Felsefi antropoloji: Çağdaş burjuva felsefesinde özel bir akım olan ve insanı konu edinen bir felsefe öğretisine verilen ad.

Felsefi görüşlerin tümü, genellikle insanın özünü açıklamaya ve bu açıklamadan hareket ederek, düşünce ve eylem için dayanaklar elde etmeye çalışmıştır ne var ki, özel bir felsefi antropolojinin doğuşu, kapitalizmin burjuva ideolojisinin genel bunalım dönemlerinin başlangıcına rastlar ve burjuva felsefesi içinde, Marksçılık - Leninciliğe karşı bir tepki olarak görülür. Felsefi antropolojinin temel düşünceleri, Scheler, Gelilen, Landmann, Plessner ve Sartre tarafından geliştirilmiştir. Bunlara göre insan, biyolojik yönden alabildiğine yetersiz, kusurlu bir varlıktır. İnsanı tarihsel bağlarından kopararak, toplumsal, maddi ilişkilerinden ayırarak kavramaya çalışan bu düşünürlere göre, insanın belirgin özelliği, onun, gerçeği duyumlarla algılanabilir dünyanın dışına yükselten, akılla donanmış bir varlık olmasıdır. Bu idealist ve aynı zamanda metafizik insan anlayışından hareket eden felsefi antropoloji, dünya görüşü sorunlarının tümünü bu anlayışa dayanarak çözümlemeye çalışır, daha doğrusu, tüm sorunları antropolojik sorunlar halinde parçalar.

Marksçı-Leninci felsefe, felsefenin antropoloji haline getirilmesine, antropolojik bir sorunun, felsefenin özel bir alanı olarak bağımsızlaştırılıp tek başına ele alınmasına kesinlikle karşı çıkar. Ne var ki, bu karşı çıkış, insan sorununun dikkatten uzak tutulması anlamına gelmez, tersine Marksçı-Leninci felsefenin her bölümünde, özellikle tarihsel maddecilikte insan ve onun faaliyeti, bilimsel bir antropoloji çalışmasından kaynaklanan, kesinlikle maddeci bir anlayışla ele alınır. Marksçı Leninci felsefe, insanı doğanın en yüksek gelişim ürünü sayar. Bu anlamda insan, maddenin toplumsal hareket biçimleri çerçevesi içinde yürüttüğü aktif faaliyet sayesinde gelişmesini sürdürür. Bu anlamda insan, kendi kendisinin yaratıcısıdır dolayısıyla/ insanın kavranmasına, anlaşılmasına götüren yol, antropoloji düzeyindeki özel sorunların içinden değil, toplumsal çalışma sürecinden, insanın maddi pratik, nesneye yönelik faaliyetinin içinden, sosyo-politik faaliyetinden, sınıf savaşımdan, toplumsal devrimden, kısacası, onun toplumsal pratiğinin içinden geçer. Çünkü insan, bu pratik içinde doğayı, üretim güçlerini ve üretim ilişkilerini, tüm toplumu ve nihayet kendisini değiştirir. Marks bu olguyu, insanın özünün, bireyin içine dıştan yerleştirilmiş soyut bir şey olmadığını, daha çok «toplumsal ilişkilerin bir toplamı» olduğunu belirtir.

Maddi-pratik faaliyet, insanın önkoşulsuz bir faaliyeti olmayıp gerek daha önceki faaliyetinin maddi sonucu olan mevcut üretim güçleri ve üretim ilişkileri tarafından, gerekse bu temel üzerinde insanların toplumsal faaliyetlerinin bağlanıldığı olarak zorunlu şekilde ortaya çıkan genel yasal düzenlilikler tarafından kaçınılmaz olarak belirlenmiştir.

Demek ki, insanlara ilişkin, onların yaşamlarının anlamına ve içeriğine ilişkin her felsefi açıklama, toplumsal ilişkilerin somut tarihsel analizini gerektirir ve mevcut sosyoekonomik kuruluş çerçevesi içinde insanın, sınıfıyla, sınıf çıkarlarıyla, sınıfsal hedefleriyle gerçekleştirdiği pratik faaliyetine dayanarak dile getirilebilir.

Kapitalist toplumdan sosyalist topluma ve komünist topluma geçiş dönemi olan çağımızda, insanlar, sömürünün ve sınıfsal baskının ortadan kaldırılıp sosyalist toplumun kurulması için savaşım vererek, çağlarını aşabilir ve yaşamlarına insan onuruna yaraşır bir içerik kazandırabilirler.

--Reklam--